Hayatta tesadüflere inanmam. Her ne kadar günlük konuşmalarımızda “şans” kelimesini kullansak da bu bir dil sürçmesidir der ve şansa da inanmam.
Her olayın mutlaka ama mutlaka bir illeti vardır. Başı sonu olmayan hiçbir olay olmayacağı gibi nedensiz hiçbir tecrübe yaşamayız.
Bu noktada sebeplerin saklı manalarını “görüp” “görmeme” becerisi ise bizatihi insanın “hikmet” derinliğiyle de ilgilidir.
İnsan olarak olumsuz bir olay görmeden yaşamak ya da herhangi olumsuzluğun başımıza gelmemesi zor bir ihtimaldir.
Ya kendimizin, ya akraba ya da dostlarımızın acı hayat tecrübelerine şahid olabiliriz. Bunların hiç birine şahid olmazsak tanımadığımız insanların acı veren olaylarına tanık oluruz.
Bizlerin bu şahitliklere vereceğimiz tepkiler bizim kalbi ve ruhi boyutumuzu derinden etkiler. Görünenlerin ardında yatan derin manaları kavramadan salt gördüklerimizle olayları ele aldığımızda mutsuz, tatminsiz olmamız kaçınılmaz olur.
Olumsuz tecrübelerin yorumlanması daha müspet yapılmalıdır ancak olumsuzluklardan beslenmeye karşı ne tür tedbirlerin alınması gerekti de çok önemlidir.
Yani müdahaleye gerek kalmadan önleyici girişimlerde bulunmak…
Günlük olarak bir insanın aklından 60 bin ile 70 bin düşünce geçer. Ve bu düşüncelerin % 99’u geçmiş olaylarla ilgilidir.
Geçmişimizle ilgili ne kadar olumsuz görsellerimiz ve yaşantılarımız varsa düşüncelerimiz de o denli olumsuz formlar taşıyacaktır.
Özlü bir sözle ifa de edersek Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin söylediği gibi “Güzel gören güzel düşünür; güzel düşünen hayattan lezzet alır.”
Demek ki olumlu düşünebilmenin yolu olumlu bakmaktan geçer.
Halk arasında göz çukur olarak bilinen fovea özelliği gözümüzün her şeyi kaydetmesini sağlar. Yani gördüğümüz görmediğimiz her şey bilinçaltı tarafından algılanır.
Ve bilinçaltımız farkında olmadığımız milyonlarca olumsuz veri ile dolar. Farkında olmadan olumsuzluklarla dolan bilinçaltımız vakti geldiğinde olumsuzlukları bir bir önümüze koyarak davranışlarımız üzerinde etki bırakır.
Şiddet, cinsellik, marka değeri taşıyan görseller, bakmaya dahi dayanamadığımız kanlı ve vahşi görüntüler adım adım aklımızın hastalanmasına, ruhumuzun karamasına neden olur.
Günümüzde nerdeyse her üç kişiden birinin psikolojik rahatsızlık nedeniyle psikiyatrlara gitmesinin altında yatan nedenleri biraz da bilinçaltımızı çöplüğe çeviren verilerde aramamız gerekiyor.
Hasta olmamak için yediğimize içtiğimize nasıl dikkat ediyorsak seyrettiğimize ve işittiğimize de dikkat etmeliyiz.
Özellikle çocuklarımızı bu noktada koruma altına almalıyız. Taze beyinlerine hiçbir olumsuz imgenin yerleşmemesi gerekiyor.
Hâsılı “hikmetli” bir yaşam için zihni beslenmelerimize azami derecede dikkat etmeliyiz. Bu bizim ruh ve beden sağlığımızın da teminatı olacaktır. |